Archive for the ‘ Şehir ’ Category

Ev/Sallama Coya/Coya Martı

Ev ben. Ev benin olabildiği; ev benin seni sevebildiği. Ev sancılı, ev rahatsız. Ev içime soktuğun değil, içime aldığım. Doğduğumundan beri içime geçen aile, toplum, ahlak ne varsa yokladım, ne bene olduysa tuttum, ne zorla içime sokulduysa kustum.

Ev bazen yalnız, bazen mutsuz. Ev başarısızlık korkusu; ev elde kalan yalnızlığa değmeyeceği ya da değmemiş olduğu kuşkusu. Ev çoklu, ev kalabalık, ev bazen soğuk bazen sıcak. Damı delik bazen, yeri bozuk. Ama ev vazgeçirmeyen, ev deneten, yarattıran, paylaşmaya değeni körükleyen, pay eden, bir yapan, birden çok yapan… Ama ev tutan, ev taşıyan, ev yaşatan…

Ev fizik ötesi; ev kendi gibi insan, ev kendi gibi ülke, ev kendi gibi mantra.

Ev irade, ev bilinç. Ev sorumlu, ev el alan. Ev kabul, ev özgür. Ev ben, ev sen.

Beni kapatacağın en güzel şey ev.  Beni alıkoyacağın en fena yer ev.

İstanbul’u Terketmeden…

Bunun için İstanbul kahpe, ben divane; bunun için ben kıymetli, İstanbul bahane…

  1. İstanbul Film Festivali’nde bir filmi, sabah sabah, yalnız kadınlığı göstere göstere, yalnız kadınlığı öğrene öğrene tek başına izlemek…
  2. Ekolojik pazara gitmek ya da ekolojiğini bırak bildiğin pazara gitmek, yemek yapmak, yemeğe çağırmak, gerçek rakı bardaklı sofra kurmak…
  3. İstanbul Modern’de, sanatsal endişe için değil, sadece şahane bir gün geçirme yolu olduğu için gezmek…
  4. Kendime en fırfırlısından ilk elbisemi dikmek…
  5. Sokak ortasında sarhoşken dönmek, düşmek, kalkıp yine dönmek…
  6. Nişantaşı’nda topuklu ayakkabıyla yürümek, sakatlanmamak…
  7. Yoğurtçudan yoğurt almak, yoğurtçuyla sohbet etmek, sohbetten iki yumurta kazanmak…
  8. Simit stoklamak…
  9. Bi de frezya…
  10. Trenle Samatya’ya gitmek, sıkışmak, rahat edememek, yetişememek, “gidcem buralardan” diye söylenmek…
  11. Hiçbir zincir dükkana girmeden (market, sinema, kahveci, kitapçı, dondurmacı) hayatta kalmak…
  12. Flamenkoya bir şans daha vermek, kadın olmak, ayak çırpmak…
  13. Yağmur yağmazken, rüzgar esmezken, güneş yokken, bahanesiz …ici şapkayla gezmek…
  14. Çok …ici bakmayı öğrenmek…
  15. Çok, çok, çok sarhoş olmak, İstanbul’un bilmediğim bir yerinde uyanmak, oraya getiren adımları kaybetmek, oraya getiren adamları kaybetmek, hiçbir şey olmamış gibi eve dönmek, evde ‘hiçbir şey olmadı ki’ kutusuna itinayla yerleştirmek, kilitlemek…
  16. Hıdırellezde adak adamak, mor kurdele sarmak, dışarıdan eğlenceymiş gibi yapıp içerden çok inanmak…
  17. Aşiyan’dan denize girmek, mayısta…
  18. Belki bir gün olur diye Moda’dan ev bakmak, karşılayamasam da, asansörsüz 10. katta da olsa hepsini beğenmek, “sırf bu ev için kalınırdı” demek…
  19. Geride utançtan gözünün içine bakamadığım, gözümün içine bakamayacak birini bırakmak…
  20. Sokakta bağıra bağıra kavga etmek, bağıra bağıra ağlamak, peşinden koşmak, peşinden koşturmak, kavuşmak, sevişmek, ve kavga etmek ve kavga etmek…
  21. Vedalaşmak…
  22. Çok, çok özlemek…
  23. Ona tekrar dönmek, aldatmak, terketmek, geri dönmek…

Rüya

*

biraz gemi seyrettim bügün, sen dedin, sen gözden kaybol istedin diye,
aklımda kaçmam, aklımda kaçman, aklın aklımdan kaçar diye korktum
gemilere binip gidermişsin sen, seni yıllar önce bulmuş, herkese sevdirdiğin, düşkünlerinin karşısına çıkan bir gemin varmış hatta
suyum havam kaçak, odalarım askısız, boğaz seyrim kiralık, galiba benim kaçışım yok

bir durmak, biraz durulmak belki
tutanlara saldırmadan, duranları kıskanmadan
suyunu havasını kaçırdığım kapıları kırmadan

boğazı satın almalıyım belki artık

her kaçış bir yere kadar ve her gemi bir başkasının,
sen kendine bak, sen herşeye kendinle bak,
kimin gemisinde olursan ol sen her gece kendi rüyana yat…

 

*eser sahibi abysstellar’a, şükranla…

Şehir

Yağmur yağdı, şehir çağırdı, pabucum yarımdı, uzaktaydım, çıkamadım dışarı, oynayamadım…

Güzelsindir şimdi sen. Kimselere koklatmadığın hanımellerini saklamışsınıdır bana, bir tek benim ayağımı kaydırmayan kaldırım taşlarıyla döşemişsindir gizli geçidimi. Pazarlarını kurmuşsundur, her gün gök delindiği halde her düşen damlaya ağzı açık bakan, içine bir türlü almadığın göçebe ruhlar ordan oraya kaçışırken sükunetime güvenip tezgah altlarını doldurmuşsundur benim için. En sevdiğim kahveyi yıkıp yerine en sevmediğim dükkanı dikmişsindir beni sınamak için kesin; her köşeni ezbere bildiğimi sansam da en ummadığım yere bir köy şöminesi yerleştirmişsindir gönlümü almak için kesin. Yaptığının sahtekarca olduğunu bilirim, şaşkınlığımın sahtekarca olduğunu bilirsin, dükkanı gezer çıkarım, şöminenin dibine kıvrılırım, sesim çıkmaz, sesin çıkmaz, define haritanı kimselere vermem şehir.

Şehir, hani başka bir beden kokarken, üstünde yılların kokusunu taşıyan adamla kaçtım ya bir şehre, sevilmeye kazanılmış bisikletleriyle flört ettim ya bir de yetmezmiş gibi, saatsizliğiyle sarhoş oldum ya, vallahi senin yerini tutsun diye değil, vallahi sana kumalık etsin diye değil. Bir rüya gördüm inanamadım, o rüyadan uyanamadım, uyanmışlığımla kalamadım, affet şehir. Yalnız senin nemin yanağımda, bir tek senin kokun yakamda, sadece senin çürüğün boynumda, resmin hep göz-beyin aramda, yemin şehir.

İçinde sıkıştığım kutunun küfünden kirlenmeyeyim diye başımın üstünde tuttuğum şemsiyeyi atıp çırılçıplak geleceğim, toprağını giyeceğim, hiç üşümeyeceğim bazen şımarıklık yapıp üflediğin soğuğunda, içinde, yanında, üstünde, altında, önünde sonunda şımarıp yağmuruna karışacağım, kabul et şehir.

Mutluluğun resmi gri, onu sana ilk değdiğim gün çizdin. Resmin içinde kaybolmaya geliyorum, bekle şehir.